Bu alana reklam verebilirsin

Merhaba Ziyaretçi!
Nick
Şifre
Sectit Photoshop Dersleri,Grafiker,Grafikerler,Grafik Tasarım,Corel Dersleri,Çizim ve Dijital Sanatlar :Sectit LobisiGenel SözlükKonu: Portreden Öz Portreye Fotoğraf

Sayfa: [1] |   Aşağı git
Bu Konuyu GönderYazdır
Gönderen Konu: Portreden Öz Portreye Fotoğraf  (Okunma Sayısı 1730 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Yasaklı Üye

Henüz Üyemiz Değilsiniz


« : 01 Kas 2006, 07:38 »




Bin sekizyüzlü yılların başında gerçekleşen fotograf buluşu görsellik kavramına getirdiği yeniliklerle sanat yaşamına yeni bir boyut katmıştır.  Insan figürü ilk kez fotografa Daguerre’in çektiği “Paris Bulvarı” fotografıyla girmiştir. Bundan sonra çalışmalarında insan konusuna ağırlık veren fotograf ustaları bir bir tarih sahnesine çıkmaya başlayacaktır. Türk fotografının ilk ünlü portrecileri stüdyo fotografçılarıdır. 1873 Uluslararası Viyana Sergisi nedeniyle İbrahim Ethem Paşa ve oğlu Osman Hamdi Bey’in katkısıyla Foto Sabah tarafından tam boy portre anlayışıyla çekilen “Elbise-i Osmaniye” adlı albüm bu konuda günümüze değin ulaşan önemli bir yapıttır. Osman Hamdi adı ülkemizde sanatta batıya açılış olgusuyla birlikte anılmaktadır. Osman Hamdi, Türk resmine insan figürlü kompozisyon anlayışını getiren ilk sanatçıdır. Portreye özel ilgi duymuş, çeşitli çalışmalarında fotograftan yararlanmıştır. O yıllarda stüdyo fotografçılarının çektikleri portreleri inceledi-ğimizde, öncelikle güçlü bir teknikleri olduğunu görüyoruz. Ele aldıkları insanı çarpıcı bir biçimde betimleyen konu örgüsü vardır. Stüdyo dekoru fotografı çekilen insanın kişiliğine uygun bir biçimde düzenlenmiştir. Dekoratif malzeme olarak üzerimizde olumlu etkisi olan kitap, çiçek gibi simgeler kullanılmıştır. Kadraj konusunda özgün bir duyarlılık-ları  vardır. Kadınlarda yumuşak çizgi ve ton geçişleri erkeklerde sertleştirilmiştir. Onlara baktığımızda geçmişi yakalamanın buruk tadı duyumsanmaktadır. Osmanlı döneminde yaklaşık 200 kadar stüdyo fotografçısının çalıştığı bilinmektedir. Portre bu fotografçıların önemli bir uğraşı alanıdır. Stüdyo olanaklarını kullanış yöntemleri ve objektifin karşı-sına oturttukları insanları doğru değerlendirişleri halkın fotografa karşı duyduğu ilgiyi arttırmıştır. Cumhuriyet döneminin ilk yılları, toplumun ve portre anlayışının değiştiği yıllardır. İnsanları görünmek istedikleri gibi verme anlayışının yerini oldukları gibi yansıtma anlayışı almıştır. Ülkemizde stüdyo portre çalışmasının yaygınlaşması vesikalık fotografın günlük yaşamımıza girmesiyle (1932) başlayan bir süreçtir. 1960’lı yıllar fotograf sanatımızın canlanmaya başladığı yıllardır; portreye daha bir içtenlik, sevecenlik katılmıştır. Portre, hesaplı kitaplı stüdyo anlayışından kurtularak insanları doğal çevresi içinde değerlendirme olanağına kavuşmuştur. Kırsal kesim insanı öz değerleriyle birlikte ön plana çıkmış, gerçekçi, epik fotografçılık anlayışı egemen olmuştur.(1)

          Günümüzde hala portre fotografçılığı ile ilgili pek çok kural ve standart ortaya koyuluyor. Portre fotografçılarına verilen tavsiyelerde hala çekilecek fotografın doğal olması gerektiği gibi bir takım kurallar var. Modele yaklaşmak, onunla iletişim kurmak, rahatlatmak, onu konuşturmak ve yönlendirmek gerekiyor.

         Peki ya öz portre?. Öz portrenin bir kuralı ya da kurallar dizisi var mı?. Şöyle olursa öz portre olur, böyle olursa olmaz demek mümkün mü?. Kişinin kendini ifade etmesi için, yaşadığı herhangi bir an dilimini fotografla donduruyor olması da öz portre midir?

         Fotograf başlangıçta  ölümsüzlüğün peşinde koşan insanoğlu için iyi bir araç oldu. Siz bakmayın  her çalışma masasının üzerinde yer alan bilgisayarlarla fotografın üzerinde oynandığına.. O görüntü, bilgisayarda kaldığı sürece bir hiçtir. Oradan çıkmalı ve insanlara ulaşmalıdır o.  Susan Sontag ölümsüzlüğü hisettirdiği için “Fotograf ölümlülüğün envanteridir” diyor. Bu ölümsüz/ölümlülük de, görüntünün fotograf kartına basılmasına bağlı aslında.

         Batıda insanlar, dönem dönem kendi fotograflarını çekmişler, bunu insanlara sunmuşlar.
         Time Life Yayınları arasında yer alan “The Great Themes” adlı kitabın “Fotografçının Fotograflanması” başlıklı bölümünde şunlar yer almaktadır:
“Portre çekimi yapan fotografçı, kaçınılmaz olarak sonunda en iddialı konuya, “kendine” dönecektir. Bunun için de tüm portrelerde yaptığı gibi konunun karakterini (yani kendi karakterini) göz önüne almak zorundadır. Asıl sorun burada başlamaktadır işte. Fotografçı kendi kişiliğini nasıl görmektedir? Olmasını istediği gibi mi, yoksa o hep oynadığı yaşam oyunundaki gibi mi? Kendini sıradan bir tembel olarak, evinin efendisi veya zavallı biri olarak görebilir. Ama çektiği görüntü, kendi kişilik ve fizik özelliklerinin yanısıra biraz da fotograf tarzının bir yansıması olacaktır.

            Fotografçının ve konunun bu ikili rolü ekstra teknikler gerektirmektedir. Ilk olarak: Görüntü önce insanın kafasında yaratılmalıdır. Bir ayna ve stand kullanılmadıkça, vizörden arka plandan başka bir şey görülmeyecek ve pozlama sırasında takınılan ifade bilinemeyecektir.

         Kamera önünde dururken, örtücünün kapatılması işlemi ise bir başkasının yardımı veya uzun bir deklanşör kablosu ile yapılabileceği gibi birçok kamerada zaten varolan zamanlayıcı ile de olabilir. Bu zamanlayıcılar fotografçıya 10 saniyelik bir süre tanımakta ve böylece kendi duruşunu ayarlayacak yeterli zamanı kalmaktadır. (Ama bunun çok iyi bir yöntem olduğu söylenemez. Çünkü kamera, zamanlayıcının tıklamasını bekleyen fotografçının yüz ifadesini de kaydedecektir.) (2)

         Bu yazıdan da anlaşılabildiği gibi, özportre çekimlerini iki gruba ayırabilmek mümkün.. Bu basit ayrım, çekimlerinde ayna kullananlar ve kullanmayanlar olarak özetlenebilir. 

         Çekimlerinde ayna kullanan fotografçıların çalışmalarında dikkati çeken en büyük özellik ise, hemen hepsinin de fotograf makinelarının görüntüye girmiş olmasıdır. Fotograf makinelarını görüntüye sokmamaya çalışan ve ayna kullanan öz portreciler ise, yorumlarını biraz daha gerçeküstü bir tarzda yapmışlardır.

         Kameralarını direkt olarak kendilerine çevirenler ise, ortaya çıkacak görüntüyü ayna olmadan çok daha zor kontrol edeceklerinin bilincinde olarak yapmışlardır bunu. Bu tür fotograflarda çok ciddi bir ön çalışma yapılması zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Bu da fotografın deklanşöre basılmadan çok daha önce ortaya çıktığınıgöstermektedir.

         Yine Sontag, fotografı “Çağdaş bir röntgencilik” olarak tanımlıyor. Bu tanımdan yola çıkarak öz portreye baktığımızda, kendini görüntüleyen insanın kendi yabancılığını/yabanıllığını göstermek arzusu içinde olduğunu düşünebiliriz. Ya da kendi ölümsüzlüğünün sınırlarını kendisinin çizdiğini..

         Sıradan bir portre fotografının çok ötesinde bir şeydir öz portre.. “Ben güzelim.. Ben akıllıyım.. Ben yakışıklıyım.. Benim kafam karışık..” gibi pek çok şeyi söyler.. Bazen herhangi bir şey söyleme ihtiyacı bile duymaz.. Kimi zaman da fotografçı, aynanın karşısında makinesı elinde, kaba bir saptama içindeymiş gibi kaydeder kendini.. O an, orada belki onlarca kare fotografını çekmiştir kendinin.. Peki hangisini kullanacak ?.. İşte seçim zamanı.. “Ben buyum” demenin, “Sen busun” demekten daha zor olduğu çıkacak ortaya.. Kendini başkalarının çektiği fotograflarda zorlukla beğenirken, kendi kendini çektiği fotograflardan birine razı olmak zorunda kalacak fotografçı..  Başkalarını röntgenlediği gözle bakamayacak bu kez kendine. Çünkü “av” da, “avcı” da yine kendisi olacak. Silahı kendine doğrultup intihar etmek gibi bir eylem bu..

         Ya da şimdiye kadar avladığı görüntülerden, çağdaş röntgencilikten sıyrılıp bir günah çıkartma olayını başlatacak.. “Ben aslında o kadar kötü biri değilim..” diyecek.. Ya da “Ben bile kendimi anlayamıyorum, size ne oluyor?”  diyerek başkalarına saldıracak.

        O.Cem Çetin, Nuri Bilge Ceylan’ın öz portre fotograflarını yayınladığı “Karakutu Cep Fotograf Albümleri” nin bir yerlerinde şöyle diyor: “Galiba yalnızca biz fotografçıların yapabileceği bir şey var korunabilmek için. Aşılanmak gibi bir şey. Kendi görüntülerini kendin üretir, tüm diğerlerini yalanlarsın. Hiç tartışmasız. Kimse senden hesap soramaz. Yalnızca sen bilirsin neyin sahte, neyin gerçek olduğunu ve bir güzel kapanır bu konu; yeni bir vesikalık gerekene kadar..”

         İşi megalomanlık seviyesine kadar uzatmak ya da masumane bir fotograf seviyesine indirmek de mümkün. Asıl sorun, dengenin nerede kurulduğu?. Ya da dengenin olup olmadığı sorunu.. Peki denge olmalı mı? İnsanlar bir yıldan diğer yıla fotograf düşüncelerini değiştirirken, bir insanın dönüp dolaşıp kendine takılması pek mümkün görünmüyor.. Dün portre fotografı çalışan biri yarın doğa fotograflarına yönelebiliyor. Sonraki gün de kreatif fotografa.. Hiç birimiz, başı ve sonu belli olmayan bu uğraşta zor olanı seçip, aynı konuyla uğraşmıyoruz. Sanki hepimiz Platon’un Mağarasından fırlayıp dışarı çıkmış ve şaşkına dönmüş insanlar gibiyiz. Çünkü, mağara duvarında herhangi bir insanı “koyu bir gölge” olarak görürken dışarda bunun başına başka sıfatlar eklendiğine tanık oluyoruz. Birisi, Platon’un Mağarasında oturanlara gördüklerinin bir yalan olduğunu söylemiş sanki. Oradan çıkıyor, elimizdeki makineyla her türlü nesneye saldırıp fotograf çekiyor ve onu tanımaya çalışıyoruz. Nesnelerin çeşitliliğini gördükçe de umutsuzluğa düşüp kendimize yöneliyor ve kendimizi anlamaya çalışıyoruz. Ve sanki kendimizi tanıyıp anlayınca tüm insanları anlayacakmışız gibi geliyor bize.. Heyhaat.. Yaşam keşke bizlere hep o yirmili yaşlardaki görüntümüzü, ama kırklı yaşlardaki aklımızı verseydi.. Vermediği  ise yine eski fotograflarımıza yıllar sonra bakınca ortaya çıkıyor.

        Türkiye’de öz portre ile fazla uğraşan olmamış ve uzun bir süre de bu sayı artmayacağa benziyor.
        1984’deki çalışmalarıyla Nuri Bilge Ceylan, son üç yıldır hocaları Ahmet Öner Gezgin’in  yönlendirmesi ile Mimar Sinan Üniversitesi Fotograf Bölümü son sınıf öğrencileri (ve bazen mezunları), Digital Image serisindeki fotograflarıyla Adnan Veli Kuvanlık ve bu yıl kendilerini ortaya çıkaran Ankara’dan iki isim: Gülgün Ulusoy ve Feridun Meriç..

        Ceylan’ın fotograflarında yoğun bir yalnızlık duygusu hakim.. Kimi fotograflarında ellerin ön plana çıkması ise bir şeylere uzanıp da onlara kavuşamamayı anlatıyor sanki..
         Mimar Sinan Üniversitesi öğrencilerinde ise, 80 sonrası kuşağın asıl sorunu ortaya çıkmış gibi görünüyor: Yabancılaşma.. Kendisiyle bu kadar çok uğraşan, kendisini tanımak isteyen insanın kendisiyle girdiği büyük bir uğraş bu..

          Adnan Veli Kuvanlık, her ne kadar fotograflarında kullanacak model bulamadığı için kendini çektiğini söylüyorsa da yaşadığı yalnızlığı ve kaosu fotograflarında görmek mümkün. Belki de Edward Steichen’ın 1898’de özportresini çekerken söylediği gibi: “O zaman etraftaki tek model bendim” Gülgün Ulusoy’un fotografları, form ve yerleşim olarak en iyi olanı sunmaya çalışırken sanki sözün başında “Ben aslında..” der gibi bir ifade taşıyor.

           Feridun Meriç ise edebiyatta pek çok yazarın başarıyla uyguladığı bir yöntemi: ironiyi ele alıyor. Kendisini “Tütünadem” diye tanımlayan Meriç, insanın her yönüyle kendini eleştirebileceğini fotografla anlatıyor.

           Burada sözü edilen fotografçılar ve özportre ile ilgili örnekler verdiğim fotograf yazıları piyasaya çıkmış olanlar. Tabii bir de buna “Benim ulaşabildiklerim..” diye bir de ekleme yapmak mümkün. Öz portre, fotografçılığın en az araştırılan, en bakir kalmış konularından birisi. Umarım burada aktarmaya çalıştığım şeyler insanların kendilerini “Öz Portre” anlamında biraz daha sorgulamalarını sağlar. Ve yine umarım öz portre adına çok daha başarılı ve güzel fotograflar izleme şansımız olur.

(1) Seyit Ali AK , Ustaların Fotografları Sergilenirken (Türk Fotografında Portre Geleneği) İFSAK Yayınları No: 20 İstanbul 1995
(2) The Great Themes, Times Edition, Time Life Yayınlarından çeviren: Oğuz Ersözen (1997)

(ALINTIDIR)

Yazar İsmi:Cengiz Oğuz Gümrükçü 
« Son Düzenleme: 01 Kas 2006, 08:03 Gönderen: uyus » Logged
Yorkshire
Erkal Can ERKAL
Çok Katılımcı
****

Toplam Ödül: 8
Offline Offline

Cinsiyet: Bay

Mesaj Sayısı: 341


Aktiflik
Seviye
Deneyim

Üyelik Bilgileri WWW
« Yanıtla #1 : 01 Kas 2006, 08:53 »




Biraz Ağır Ama Güzel bi yazı teşekkürler üstad...
Logged
Technorati Favorilere Ekle Add to Google Reader or Homepage Subscribe in NewsGator Online Add to The Free Dictionary Add Sectit Grafik Tasar?m :: Photoshop Dersleri Corel Dersleri Dijital Sanatlar Online Grafik Sanatlar - to Newsburst from CNET News.com

Konunun Etiketleri (Tags) :
Sayfa: [1] |   Yukarı git
Bu Konuyu GönderYazdır

Sectit Photoshop Dersleri,Grafiker,Grafikerler,Grafik Tasarım,Corel Dersleri,Çizim ve Dijital Sanatlar :Sectit LobisiGenel SözlükKonu: Portreden Öz Portreye Fotoğraf

Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
Burn with Love - Foto Manipülasyon Photoshop Sectit 6 1379 Son Mesaj 06 Ara 2007, 23:32
Gönderen: asiLhan
Fotoğrafın TARİHÇESİ Genel Sözlük Yasaklı Üye 1 1044 Son Mesaj 01 Kas 2006, 08:42
Gönderen: Yorkshire
Fotoğraf & Fotoğrafçılık hakkında bir kaç bilgi. Genel Sözlük Yasaklı Üye 0 677 Son Mesaj 04 Kas 2006, 09:00
Gönderen: Yasaklı Üye
FOTO SHOP 7 DE RUTUŞ NASIL YAPILIR ÖGRENMEM LAZIM Photoshop Dersleri METEHAN_ 0 629 Son Mesaj 24 Şub 2009, 10:58
Gönderen: METEHAN_
Deviant CaNCeR-X Graphics World Dexigner Design Portal ArtWorld Toplist site ekle iyi hit siteler hosting

WAP | WAP2 | WAPForum | RSS | RSS2 | XML
Grafik Video Dersler